ÇOCUKLUK DÖNEMİNDE GÖRÜLEN PSİKOLOJİK KÖKENLİ RAHATSIZLIKLAR

          İnsan kendi tabiatına ait birçok özeliğini doğumla birlikte getirmektedir. Bu getirdiği özelliklerini ilerleyen yaşlarda gerek ailenin, gerekse de çevrenin etkisiyle olumlu ya da olumsuz anlamda şekillendirip geliştirebilmektedir. Bu şekillenmeler olumsuz olduğunda, çocuğun hayatında tedavi gerektiren birtakım psikolojik rahatsızlıkların başlangıcının ortaya çıkmasına yol açmaktadır.

                Çocuklar da büyükleri gibi olaylardan etkilenirler, korkarlar, travma yaşarlar, dengeleri bozulur, sanrılar görebilirler. Ailenin getirmiş olduğu genetiksel yapıdan etkilenirler. Bu etkilenmeler bebeklik döneminde dahi başlayabilmektedir. Eğer aileyi bir ağaca benzetirsek, çocuğu da o ağacın dalına benzetebiliriz. O ağacın yaşayabileceği herhangi bir olumsuzluk er ya da geç çocukta hissedilecektir. Çocukluk döneminin bu özelliklerin bilinip önlem alınmasıyla, yaşanması muhtemel birtakım olumsuzlukların önüne geçebilmek mümkündür.

                Psikolojik kökenli rahatsızlıkların ortaya çıkış nedenlerini iki gruba ayırabiliriz; Birincisi grup,  Psikolojik yatkınlığa zemin hazırlayıp, hastalığı tetikleyebilecek yaşantılardan oluşmaktadır. Bunlara bebeklik döneminden itibaren maruz kalınan olumsuz anne babanın tutumları, bebeklik döneminde ihtiyaçlarının karşılanma şekli, sağlıksız geçirilen bebeklik dönemi, sonraki dönemlerde dünyaya gelen yeni bir kardeş, çocukluk dönemi psikolojik ihtiyaçlarının karşılanmaması, çevre ile olan etkileşim, yaşam tarzı, yanlış eğitim, kendini algılama şekli, stres tutumu… gibi nedenleri saymak mümkündür. Bu nedenler tek başına etkili olamazken bir kaçının bir arada bulunması psikolojik rahatsızlıkların başlangıcını oluşturabilmektedir.

                Çocuklara anne baba tarafından uygulanan yanlış ve baskıcı eğitimin sonuçları bazen çocukta ciddi psikolojik rahatsızlıkların oluşmasına neden olabilmektedir. Böyle bir duruma şahit olan bir Psikolojik Danışmanımız anlatıyor; ‘ 2011 yılında çalıştığım bir ilköğretim okulunda 4. Sınıf öğretmenlerimizden biri yanıma geldi. Sınıfında bulunan kız öğrencilerden birinin elinde ciddi oranda kızarıklar olduğunu, bunun herhangi bir psikolojik nedeninin olup olmayacağını sordu. Bir sonraki ders sınıfa girdim ve çocuklarla oyun etkinlikleri yaparken bahsi geçen öğrenciyi fark ettirmeden gözlemledim. Öğretmenimizin gözlemleri çok yerindeydi. Öğrencimizin çok tedirgin bir hali vardı. Bir şeylere dokunurken çok kaygılı olduğu anlaşılıyordu. Ellerinde sürekli yıkamaktan kaynaklanan ciddi düzeyde kızarmalar vardı. Aile bilgilerini alarak ailesiyle iletişime geçtim ve ertesi gün aileyle görüşmek istediğimi söyledim. Belirttiği saatte anne görüşmek için okula geldi. Görüşmede anne çocukken kızına temizlik alışkanlığı kazandırmak için, katı bir eğitim uyguladığını anlattı. Bu durumdan pişman olduğunu, çocuğunun şimdi dakikalarca ellerini yıkamakla uğraştığını, sıcak suda ellerini yıkadığı için çocuğun da dermatolojik sorunlar başladığını, bu konuda kendilerine yardım etmemi istedi. Ben de zaman kaybetmeden bir uzmanla görüşmelerini ve yardım almaları gerektiğini, bunun çok önemli olduğunu anlattım. Annenin uzmanla görüşmeleri sonucu tahmin ettiğimiz gerçek ortaya çıktı. Öğrencimize halk arasında ‘Temizlik alışkanlığı’ denilen, O.K.B rahatsızlığının başlangıcı teşhisi konulmuştu. Aile katı eğitiminin sonuçlarını, çocuklarında olumsuz olarak görüyordu.’

                Psikolojik rahatsızlıkların ortaya çıkmasının nedenlerinden ikincisi olan genetik yatkınlık, aile büyüklerinden veya o soydan gelen herhangi birinin bu tür bir rahatsızlık geçirip geçirmemesiyle ilgili bir yapının varlığının ifade eder. Eğer ailede genetik yatkınlık varsa, bu durum sonraki kuşak çocuklarında o rahatsızlığın kesin olarak görüleceği anlamına gelmez. Uygun şartlar ortaya çıktığı zaman genetik yatkınlık devreye girmektedir. Uygun şartların oluşmasına neden olan da çoğunlukla kişinin psikolojik yatkınlığıdır. Kişideki genetiksel yatkınlık, bedensel yatkınlılığından daha etkili olabilmektedir.  Bu konuda yapılan birçok araştırma vardır. Bu araştırmalardan biri Anadolu Psikiyatri Dergisi 2007; 8. Sayısında şöyle ifade edilmektedir:

‘On sekiz yaşından önce başlayan şizofreni Tablosu ‘Erken başlangıçlı şizofreni’ (EBŞ), 13 yaşından önce başlayan ise, ‘Çok erken başlangıçlı şizofreni’ (ÇEBŞ) olarak adlandırılmaktadır.  Erken Başlayan Şizofreni tüm şizofreni olgularının %10’unu oluşturmaktadır. Çok Erken Başlayan Şizofreni ise, daha da nadir görülür ve literatürde olgu bildirimleri ile sınırlıdır.  Literatürde en erken başlangıçlı olgunun 3 yaşında olduğu görülmüştür.’ Bu ve benzeri türden rahatsızlıkları çocuklarımız da yaşayabilir.

                Rahatsızlık yaşayan çocuğu diğer çocuklardan ayırt etmek mümkündür. Çocuğun tutum ve davranışlarında son bir iki hafta içerisinde ciddi düzeyde değişiklikler gözlenmeye başlanmıştır. Bu yaşanılan değişikliklere, ailede bir anlam veremez duruma gelir. Geceleri durmadan ağlaması, eskiden altını ıslatmayan çocuğun tekrar altını ıslatmaya başlaması, iştahının ciddi düzeyde kapanması, gerçekleri farklı bir boyutta algılaması ,kendisiyle gerçekte olmayan birinin konuştuğuna inanması, başkalarına veya kendine ciddi boyutta zarar vermesi bebeklikten itibaren göz teması kuramaması ,sürekli sabit hareketler yapması ….  Gibi yaşantılar çocuğun hayatının içine girmeye başlamıştır. Eğer çocukta bu tutum ve davranışlar iki haftadan fazla devam ederse vakit geçirmeden bir uzmandan yardım almanız gerekiyor demektir.

ÖNERİLER:

  • Çocukluk döneminde verilecek eğitimlerde zorlamaya gidilmemesi, olumlu ve istendik davranışların sevdirilerek yaptırılması çocuğun psikolojik gelişimine katkı sağlar.
  • Çocukluk döneminde verilmek istenen ahlak, saygı, temizlik… Eğitimleri çocuğun psikolojik olarak hazır bulunduğu zamanlarda yapılmalıdır. Eğitimin katı kurallarla verilmeye çalışılması bir yandan çocuğun kişiliğinde hasarlar oluşmasına diğer yandan eğitimde istenilen amaca ulaşamamaya neden olur.
  • Çocukta psikolojik kökenli rahatsızlıkların oluşmasına neden olan etkenlerden biri, olaylardan nasıl etkilendiğini ifade etmede yetersiz kalmasıdır. Oyun çocuğun kendini ifade etme yeri olduğundan 9-10 yaşına kadar çocuğun oyun oynamasına müsaade edilmesi, onda olumsuz yaşantılar karşısında oluşabilecek bilinçaltındaki hasarların en aza inmesine yardımcı olur.
  • Bebeklik ve çocukluk döneminde psikolojik ihtiyaçların karşılanması, çocuğun gelişimi için ekmek ve su gibi önem taşımaktadır. Bu psikolojik ihtiyaçlar güven verilme, desteklenme, sevilme, onaylanma, yol gösterilme… Şeklinde kişinin iç dünyasına hitap eden davranışlardır.
  • Çocuğun yaşayabileceği herhangi bir travma çocukluk döneminde derin izler bırakabilmektedir. Çocukluk döneminde oluşabilecek kişilik hasarlarının acısını birey bazen bir ömür boyu çekebilmektedir. Anne-babanın boşanması, uğranılan cinsel taciz, sevilen bir canlının ölmesi… Yaşantılarına maruz kalınması, çocukta bu yapının oluşmasını hızlandırır. Bu tür durumlarla karşılaşıldığında sorunlar oluşmadan destek almaya yönelmek önleyici bir çalışmayı oluşturur.
  • Anne baba tarafından uygulanan aile içi şiddet, çocuktaki psikolojik gelişimi baltalayan yaşantılardandır. Anne babaların evde şiddet varsa önlem alma yoluna gitmeleri, çocuklarının geleceği için faydalar oluşturacaktır.
  • Çocukların akran gruplarıyla oynayabileceği ortamlar oluşturmak, bastırılan duyguların ortaya çıkmasına zemin sağlayacağından psikolojik gelişim için faydalı sonuçlar ortaya çıkaracaktır.
  • Bebekle anne arasında 0-2 döneminde kurulan iletişim ve bebeğin ihtiyaçlarını karşılama şekli çocuğun psikolojik dayanıklılığının artıp, bağışıklık kazanmasını sağlar.
  • Çocuklar da yetişkinler gibi her türlü psikolojik tehlikeye açıktır. Anne baba olarak yaşadığımız sorunlarda çocukların etkilenmeyeceğini düşünerek davranmak, onlardaki psikolojik dayanıklılığın düşmesine neden olur.
  • Herhangi bir olumsuz durumda bir Psikolog, Psikolojik Danışman, Pedagog’ un önerilerini alarak hakaret etmeyi unutmayın.

 

Tüm hakları mahfuzdur. Site kaynağı ve isim gösterilmeden alıntı yapılamaz.


Kurumumuz da  Verdiğimiz Hizmetler: Psikolog, Aile Danışmanı, Evlilik Terapisi, Ergen Terapisi, Çocuk Psikologu, Pedagog, Bireysel Terapi, Psikolojik Kökenli Bozukluklar için Cinsel Terapi, Online Terapi Hizmetleri, Psikolojik Gelişimsel testler, Öğrenci koçluğu ve Eğitim danışmanlığı, Seminer ve Konferans Çalışmaları

Share This: