DİRİLİŞİN ANAHTARI: FARKINA VARMAK

Bizim söyleyeceğimiz şey arayarak bulunmaz, yine de onu yalnızca arayanlar bulabilirler.”

                                                                                                                    BEYAZI-I BESTAMİ

İnsan istemeyerek de olsa yaşam yolculuğunda çok değişik sorunlarla karşılaşmak zorunda kalıyor. Bu sorunlar bazen grip, nezle… gibi biyolojik kökenli hastalıklar olabildiği gibi bazen de üzüntü, stres, mutsuzluk, anlamsızlık… türünde hastalık düzeyine ulaşmamış psikolojik kökenli sorunlar olabilmektedir. Her sorunun bir kaynağı olduğu düşüldüğünde yaşanan bu sorunların bir merkezden bir eksiklikten kaynaklandığı ortaya çıkar. Karşılaşılan psikolojik kökenli sorunlar insanın iç dünyasında rahatsızlık veren duygulardan, durumlardan ve bu duygularla mücadele edememeden kaynaklanır. Yaşam yolculuğunda rahat yol alabilmek için geliştirilmesi gereken beceriler yeterince geliştirilemediğinde veya geliştirilmesine engel olunduğunda yaşanan sorunlarda bir derinleşme gözlenir. Geliştirilemeyen her yaşamsal psikolojik beceri karanlık bir ormandan geçerken yanına silah alınmamasına benzer. O zaman insan bilmediği tehlikeler karşısında kendisini aciz hisseder. Ne yapacağını bilmez. Çaresiz olduğunu düşünerek, kendini çaresizleştirerek her türlü tehlikeye açık hale gelir.

                İster biyolojik kökenli olsun isterse de psikolojik kökenli olsun yaşanan tüm rahatsızlıklarda iyileşmenin temel bir kuralı vardır o da fark etmek. Bünyeyi saran biyolojik ve psikolojik virüsün nereden geldiğinin farkına varmak. Nasıl mücadele edeceğini anlamak. İstenmeyen virüsün bir daha rahatsızlık oluşturmaması için biyolojik-psikolojik bağışıklığı nasıl güçlendireceğine dair doğru karar almak. Fark etmek küçücük bir kelime olmasına rağmen anlam bakımından oldukça derindir. İnsan fark ettiği zaman gözündeki perdeler kalkar. Önünü daha net görmeye başlar. Karşısına çıkabilecek engelleri algılamaya başlar. O zaman da engellere takılma ihtimali azılmış olur. İnsan fark etmeye başladığı zaman düşünce yoluyla sorunun kaynağını bulma girişiminde bulunur. Fark etmek kültürümüzde bir deyim haline gelen köşeli jetonun düşmesi gibidir. 1990’ lı yıllarda postane şubelerinden telefon görüşmesi yapılırken telefon kulübeleri bozuk para büyüklüğünde jetonlarla çalışırdı. Jeton atılıp da düşmediği zaman karşı tarafla konuşma gerçekleşmezdi. Bir anlamda iletişim kurulamazdı. Jetonun düşme anından başlayarak telefonun diğer ucundaki insanla iletişime geçilir ve karşılıklı konuşmalar başlardı. Bu örnekten yola çıkarak bir değerlendirme yaparsak eğer, insanın düşünce dünyasında jetonun düşmesi, sorunun kaynağının farkına vararak onunla iletişime geçmesi ve varlığını anlama çalışmasıdır diyebiliriz.

                Yaşam yolculuğumuzda yaşadığımız olaylar karşısında her zaman farkındalık oluşturamayız. Yaşadığımız sorunlar artık bizi rahatsız etmeye başladığında, zararı bize dokunur düzeye geldiğinde farkındalık oluşmaya başlar. İnsanoğlu yaşadığı sorunlar karşısında ne kadar erken farkındalık oluşturursa oluşacak zararlarda da o kadar küçülme meydana gelir. Bu durum yaşanan biyolojik hastalıklarda, günlük hayatımızda yaşadığımız sorunlarda da kendini gösterir. Yaşanılan herhangi bir sorun ilk aşamada teşhis edilirse oluşabilecek zararın da önüne geçilir. Son aşamaya gelmiş bünyeyi tamamen sarmış bir hastalığın önüne geçmek mümkün olmamaktadır. Günlük yaşantımızda arabanın bir sorunu oluştuğunda bunu ne kadar erken tespit edersek, ettirilirsek o arızanın diğer parçalarda oluşturacağı olumsuz etkiyi de en aza indirebiliriz. Bir otomobilde fark edilmeyen küçük bir arıza zaman içinde tüm otomobilin zarar görmesine neden olabilir. Bu otomobildeki eksiklik ne kadar önce fark edilip, gerekli önlemler alınırsa oluşacak oluşabilecek kazalar sonucu ortaya çıkacak hasarlar da önlenmiş olur. Yaşanan arızaya karşı, aşınmış parçaya karşı otomobil sahibinde bir fark ediş oluşup gerekli adımlar atılmazsa oluşabilecek kötü sonuçlar kaçınılmazdır. Mesela lastikleri iyice aşınmış ve çatlamaya başlamış bir otomobili hayal edelim. Artık bu lastiğin dişlerinden eser kalmamış ve otomobil sürücüsü de bu durumu fark ederek lastikleri değiştirme girişiminde bulunuyor. Böylece oluşacak kötü sonuçlara karşı önlemini almış oluyor. Fakat durumun vehameti fark edilmemişse ısrarla aşınmış lastiklerle yol alınmaya çalışılıyorsa, bu aracın yolculuk esnasında lastiğinin parçalanması oluşabilecek bir durum olup sonuçta bir bütün olarak tüm araç bu durumdan olumsuz olarak etkilenecektir. Bekli de pert olma dediğimiz durum gerçekleşecek ve araç bir daha kullanılamayacak hale gelecektir. Oysa oluşturulan senaryo lastiklerin değiştirilmesiyle, başka bir engel yoksa, tersine çevrilebilirdi. Ortaya kimsenin zarar görmediği bir durum çıkarılabilirdi.

                Her insanın yaşam yolculuğunda şahit olduğu ve kendini olumsuz anlamda etkileyen olaylara karşı farkındalık geliştirmesi aynı düzeyde olmaz. Öncelikle insanın ne zaman fark edeceği önemlidir. Herkes iç dünyalarında aynı yöntemle farkındalık geliştirmez. Her insanın farkındalık geliştirmesi farklı frekanslar aracılığı ile olur. Bir insanın etkilenip iyileşme adına kararlar aldığı bir olay başka bir insanın dünyasında aynı etkiyi oluşturmayabilir. İnsan ne zaman ve hangi şartlarda farkındalık geliştirir?

  • Dinlediği zaman,
  • Okuduğu zaman,
  • Gördüğü zaman,
  • Düşündüğü zaman,
  • Kaybettiği zaman,
  • Başına bir musibet gelip onu yaşadığı zaman farkındalık geliştirmeye başlar.

Başa kötü bir olayın gelmesi istenmeyen bir yaşantı şeklidir. Buna rağmen çoğunlukla insanlar bu aşamaya geldiklerinde yaşadıklarına karşı farkındalık geliştirmeye başlarlar ki bu da geri dönülemeyecek bir yolun başlangıcını oluşturur.

                Bu yöntemlerden herhangi biri insana olumlu anlamda etki etmeye başladığında işte o zaman kendini bir silkeleyerek ‘ Ben ne yapıyorum? Nereye gidiyorum? Bu yaptıklarım bana nasıl da zarar vermeye başladı?…’ demeye başlar. Bu düşüncenin zihne yerleşmesinin ardındansa öğrenciyse derslerinde başarıyı yakalamaya, hastaysa iyileşmenin başlangıcını oluşturmaya, esnafsa ticaret hacmini arttırmak için yeni yöntemler arama girişiminde bulunmaya başlar. O zaman ulaşmak istediği noktaya doğru bir gidiş başlar.

                İnsan, kendi dünyası içinde psikolojik bir bütünlük göstermektedir. Bu bütünlük tıpkı yapbozun parçalarının bir araya gelmesi gibi düşünülebilir. Bu parçaların tam olması durumunda hayat yolculuğunda herhangi bir sorunla karşılaşılmazken eksik olması durumunda sorunlarla karşılaşılmaya başlanır. Bu eksiklik devam ettiği müddetçe de yaşanan bir sorun diğer sorunları da tetiklemeye devam eder durur. Bu parçaların eksikliğini gerçek anlamda fark ederek tamamlamaya çalışma bütünlüğün sağlanması anlamına gelir. Yerine konulan her parça karanlıkta kalmış iç dünyaya farklı noktalardan ışığın girmesi demektir. Bütünlüğün bozulması bazen kişinin iç dünyasındaki bazı becerilerin eksik olmasından kaynaklanırken bazen de dış dünyada edindiğimiz alışkanlıklardan kaynaklanır. Geliştirilecek bir farkındalık ve atılacak bir kaç adımla parçalar tek tek yerine konulmaya başlanır. İşte o zamanda iyileşme için ilk adımlar atılmaya başlanmış olur.

 

Murat İDİN’in DİRİLİŞ TERAPİSİ kitabından alınmıştır.Tüm hakları mahfuzdur. Site kaynağı ve isim gösterilmeden alıntı yapılamaz.


Kurumumuz da  Verdiğimiz Hizmetler: Psikolog, Aile Danışmanı, Evlilik Terapisi, Ergen Terapisi, Çocuk Psikologu, Pedagog, Bireysel Terapi, Psikolojik Kökenli Bozukluklar için Cinsel Terapi, Online Terapi Hizmetleri, Psikolojik Gelişimsel testler, Öğrenci koçluğu ve Eğitim danışmanlığı, Seminer ve Konferans Çalışmaları

 

 

Share This: