Bebeğin anne karnında büyüyüp gelişmesinden, doğum sürecine kadar geçen dönem hamilelik dönemi olarak ifade edilir.  Bu zor bir süreç olmasına karşın, öneminin farkına varılarak gerekli önlemler alınırsa, her yönüyle sağlıklı bir bebeğin doğmasına katkı sağlanmış olunur.

            Yaşantımızın bazı dönemlerinde acizliğimizin arttığı, başkalarından gelecek yardıma çok fazla ihtiyaç duyduğumuz zamanlar vardır. Hamilelik dönemi bu dönemlerden biridir. Anne adayı, belki de hayatında hiç bu kadar başkalarından gelecek yardıma ihtiyaç duymaz.  Bu dönemde psikolojik yönden inişli ve çıkışlı yaşantılar yaşamaya başlayarak, kendini çaresiz hisseder.  Bu çaresizlikler ne yapacağını bilmemenin bir sonucunda meydana gelir.  Bu dönemde yaşanabilecek her türlü olumsuz duygu, stres, travma yaşantısı anne adayının kan değerlerini yansıyarak doğrudan kordon bağıyla anneden beslenen bebeğin etkilenmesine  neden olur. Bu yönüyle bakıldığında anne adayının psikolojik yapısının güçlü olmasının ne kadar önemli olduğu karşımıza çıkar.  Bazı bebeklerde doğum sonrası ciddi düzeyde uyum ve uyku sorunları yaşanırken, bazı bebeklerde bu durumun gözlenmemesinin nedenini bu yaşantılarda aramak gerekir.  Stresli ve gergin geçirilen bir hamilelik dönemi, anne karnındaki bebeğe yansıyacağından olumsuz olarak etkilenmesine neden olur.

            Bebekler, sanıldığı gibi gözlerini dünyaya açtıktan itibaren yaşantıları başlamazlar. Henüz anne karnındayken dış dünyayla tanışmaya, gelen seslere tepki vermeye, annenin üzüntülü ve stresli dönemlerinde duygularını hissetmeye başlarlar.  Yapılan tıbbi araştırmalara göre bebekler anne karnındayken 8. Haftadan itibaren dış dünyadan gelen sesleri duymaya ve etkilenmeye başlarlar.

            Bir zamanlar özel bir eğitim merkezinde çalışıyordum. Leyla Hanım adında oldukça sakin bir kişilik yapısına sahip sekreterimiz vardı. Leyla Hanım o sıralar 5 aylık hamileydi. İşyeri sahibimiz Emel Hanım da, sekreterimizin aksine oldukça stresli bir yapıya sahip olup, sesi oldukça gür çıkan bir bayandı. Emel hanım personelin bir eksikliğini ve hatasını gördüğünde onları yüksek sesle eleştirir ve uyarırdı. Leyla Hanım, Emel Hanımın devamlı yanında bulunduğundan bu yaşantılara şahit olur ve karnındaki bebeğiyle birlikte istemeyerekte olsa etkilenirdi.  Leyla Hanım doğum yaptıktan sonra, çocuğunu 3 yaşına kadar Emel Hanım hiç görmedi.  Çocuğun adını Mehmet koymuşlardı. Bir akşam Emel Hanım Leyla hanımlara ziyarete gider.  Ziyaret başlangıcında konuşulmadığından Mehmet şirin bir şekilde Emel Hanıma yaklaşmaya, kendini sevdirmeye çalışır. Emel Hanım konuşmaya başlayınca Mehmet sebepsiz yere aniden ağlamaya başlar. Bu ağlama konuşma devam ettikçe şiddetlenerek devam eder. Çevre tarafından nedeni anlaşılamayan, anlam verilemeyen bir durum olarak algılansa da gerçek tamamen farklıydı. Mehmet’ in Emel Hanımla tanışması doğum öncesinden başlamıştı.  Anne karnındayken oluşan yüksek ve şiddet içeren sesli bir tanışma, Mehmet’ in hoşuna gitmemiş, onu tedirgin etmişti. Doğum öncesinde Mehmet’in bilincine korku vererek yerleşen bu sesler, doğum sonrası karşılaşıldığında tekrar geçmişi hatırlatarak aynı korku durumunun yaşanmasına neden oldu. Ve sonucunda ağlama meydana geldi.

            Hamilelik dönemi anne adayının anneliği öğrenebilmesi, bebekle sağlıklı bir bağ kurabileceği için bir dönemi ifade eder. Bu dönemde anne adayı yaratıcının kendisine verdiği annelik duygusuyla tanışır. Huzursuz olduğu durumlarda bebeğin de huzursuzluğunu, mutlu olduğu durumlarda bebeğin de mutluluğunu hissederek, kendisinin bir parçası olduğunu, aralarında özel bir bağ olduğunu algılar. Bu açıdan bakıldığında hamile kadınların kendilerini bir çiçek gibi hissetmeleri, etrafından da güzel telkinler duymaları gerekir. Pozitif telkinler hem anneyi, hem de anne karnındaki bebeği olumlu etkileyebilecek bir güce sahiptir.  Olumlu telkinlerde bulunulan çiçeklerin daha gür ve daha canlı büyüdükleri düşünülürse, bebeğin anne karnındayken gelişimini tamamlayabilmesi için pozitif sözlere ne kadar ihtiyacı olduğu daha iyi anlaşılır.

            Anne adayının bu dönemde dikkat etmesi gereken hususlardan bir tanesi de beslenme alışkanlığıdır. Beslenme insanın bedensel ve duygusal gelişiminde etkisi olan alışkanlıkların başında gelir. Aslında biz ne yersek, ona göre hissederiz. Güzel yiyen güzel düşünür.  Bu dönemde vücuda alınabilecek hormon ve GDO’lu( Genetiği Değiştirilmiş Organizma), yoğun kimyasal içeren gıdalar anneden kordon bağıyla bebeğe geçeceğinden, bebeğin gelişimini olumsuz olarak etkiler.  Anne adayının varsa zararlı alışkanlıklarından uzak durması da bebeğin gelişimine olumlu olarak yansır.

            Bu dönemde baba adayına da önemli görevler düşer. Takviye kuvvet olarak anne adayının psikolojik dayanaklılığını kuvvetlendirecek yaklaşım sergilemesi, çatışmalarda sakinleştirici bir tutum sergilemesi yerinde bir yaklaşım olacaktır. Yaşanılacak herhangi bir gerginliğin hem eşine hem de doğacak bebeğe olumsuz bir yaşantı olarak yansıyacağını bilmesi gerekir.

            ÖNERİLER:  

  • Doğum öncesi anne adayı olarak kendinizi her yönüyle güçlü hissetmeye çalışın. Bu amaçla kendinizi iyi hissettirecek işleri hayatınızda daha fazla yapmaya yönelin.
  • Anne adayı psikolojik olarak kendini hazırlamadan hamile kalmayı düşünmemelidir. Hazırlıksız yapılan bir çocuk hem annenin çabuk yıpranıp depresyona girmesinin, hem de çocuğun ihtiyaçlarının istikrarlı bir şekilde karşılanmamasının yolunu açar.
  • Hamilelik döneminde anne adayının –varsa- zararlı alışkanlıklarını bırakması, bebeğin gelişimi açısından olumlu sonuçlar ortaya çıkarır. ‘Bir taneden bir şey olmaz.’ diye düşünülmemeli, içilen-yenilen her zararlı maddenin kan değerlerine yansıdığı ve çocuğa ulaştığı hatırdan çıkarılmamalıdır.
  • Hamilelik dönemi yardıma ihtiyacın en fazla hissedildiği dönem olduğundan çevrenin, özellikle baba adayının anne adayına karşı desteği tam olmalıdır. Çevreden gösterilen herhangi bir sosyal destek yoksa acilen oluşturulma girişiminde bulunulmalıdır.
  • Anne adayı, karnındaki bebeğe olumlu telkinlerde bulunmalı, gürültülü ve stresli ortamlardan uzak durmalıdır. Sesiz zamanlarda onunla konuşuyormuş gibi davranarak oluşan bağı güçlendirmeye çalışmalıdır.
  • Anneyle bebek arasında kurulacak olan bağ doğumun hemen sonrasından başlayarak şekillenmeye başlar. Doğum sonrası anne ne kadar erken ve uzun süreli olarak bebeği kucağına alırsa kurulacak bağda o kadar sağlam bir şekilde gerçekleşir.
  • Anne adayının sakin ve oksijenin bol olduğu ortamlara sıkça gitmeye çalışması, hormonlarının dengelenmesine katkı sağlayarak, vücut sisteminin dengelenmesini sağlar.
  • Anne adayının hamileyken strese maruz kalması, kanındaki zararlı hormonların seviyesinin yükselmesine neden olacağından, anne adayında görülebilecek tüm olumsuz sonuçlar kordon bağıyla anne kanından beslenen bebekte de görülür. Bu dönem de stresten uzak durulması doğum sonrası bebeğin rahat uyumasına katkı sağlar.
  • Doğum sonrası annenin ilk 3-4 ay yalnız başına kalmaması, çocuk doğduktan sonra çocuk bakımı konusunda çevrenin desteğinin mahrum bırakılmaması, oluşabilecek depresyon riskini en aza indirir.
  • Doğum sonrası ilk 2 yıl bebek anneye olabildiğince yakın olmalıdır. Bebeğinin odasını ayırma önerilen bir durum değildir. Bebek 2 yaşına kadar anneyi ne kadar yanında hissederse oluşacak güven duygusu da o kadar köklü bir şekilde gerçekleşir.

Tüm hakları mahfuzdur. Site kaynağı ve isim gösterilmeden alıntı yapılamaz.


Verdiğimiz Hizmetler: Adana da Psikolog, Adana da Aile Danışmanı, Adana da Evlilik Terapisi, Adana da Ergen Terapisi, Adana da Çocuk Psikologu, Adana da Pedagog Hizmeti, Bireysel Terapi, Psikolojik Kökenli Bozukluklar için Cinsel Terapi, Tüm Dünyaya Yönelik Online Terapi Hizmetleri, Psikolojik Gelişimsel Testler, Öğrenci koçluğu ve Eğitim Danışmanlığı, Belediye ve Sivil Toplum Kuruluşları İçin  Seminer ve Konferans Çalışmaları