ETKİN BİR TERAPİ SÜRECİNİN HAYATIMIZDAKİ ETKİLERİ

Hayat inişleri ve çıkışları olan bir yolculuk bazen kendi yalnızlığımızda boğuluyoruz bazı mücadeleler verirken insan çokça yoruluyor ;zihnen ve bedenen de yıpranıyor. Allah insanoğlunu muazzam bir şekilde yaratmış .İnsanın ruhsal dengesi bozulunca bedensel sağlığı da bozuluyor algılaması yavaşlıyor. Mesela uyku düzeniniz bozuluyor ,yeme içme düzeniniz bozuluyor, daha mutsuz daha somurtkan oluyorsunuz.

 Bazen öyle anlar oluyor ki ,sanki bütün dünya üstünüze geliyor,bir yerde ışık var ama göremiyorsunuz.İnsan bazen o kadar karamsar ve umutsuz oluyor ki önünü bile göremez oluyor.Oysa mutlaka bir çıkış vardır.ama bazen çıkış yolunu tek başımıza bulamıyoruz.Ve yardım almamız gerekiyor.Şöyle düşünelim,diyelim ki işimiz gereği daha önce hiç gitmediğimiz bir ülkeye gittik ,orada ne yenilir ,neresi gezilir nerede kalınır,gitmemiz gereken adrese nasıl gideceğiz.Diyelim ki yardım almadık bir bilene sormadık gideceğimiz yere varmamız orayı tanımamız günlerimizi alacaktır,bir sürü stres yaşacağız hem de gereksiz yere.Peki o ülkede bulunduğumuz şehri iyi tanıyan bir rehber eşliğinde hareket etseydik ne olur du? Bu kadar yorulmayacağımız gibi ,bu kadar da zaman kaybetmeyecektik

Birde şöyle düşünelim ,biz aciz kullarız yaratılmışız bir kere ,bizi yaratan o sınırsız  güce sahip olan Allahın yardımına muhtacız.Allahu Teala bize sebeplerle,bir takım vesilelerle yardım ediyor.bütün ilimler Allahındır.Ve Allah bize yardım etmesi için bir insanı da pekala vesile kılabilir.

Yıllar öncesinde bana yardım almak çok zor gelirdi,işin içinden çıkamazdım bir türlü oldukça mükemmelliyetçi bir yapım vardı ,yardım almayı kendime yediremiyordum aciziyetimi kabul edemiyordum bir türlü .Sanıyordum ki  her şeyi tek başıma çözebilirim .Yanıldığımı hem de ne kadar da çok yanıldığımı çok sonraları Rabbime kul olma yolculuğunda anladım

Bu süreçte sorunlar üst üste yığıldı, birini çözemeden bir diğeri geldi ,Rabbime olan sevda yolculuğunda aşk yolculuğunda türlü türlü sınavlardan geçtim yandım piştim ,bu zamanlar çok zor geçti hala yardım almıyordum içimde dışımda tek başımaydım,yalnızlık ve çaresizlik bütün bedenimi sarmıştı.Bazen ailem bazen eski çevrem bazen de nefsim sınavım oldu(insan nefsi yok mu en ağır sınav oydu).Sınavlarım için çok şükrediyorum hiç şikayetçi değilim.Sorunlarım sadece bunlar da değildi ,geçmişten gelen tedavi olmayan kapanmayan yaralarım vardı ve her şey üst üste geldi

Öyle bir an geldi şunun farkına vardım,ben 10  yıl daha böyle yaşamak istemiyorum,anlam arayışına girdim,kendimi gerçekleştirme ihtiyacı doğdu.Ve sonra bu yolculuğu tek başıma yapamayacağıma karar verdim.

Ve yardım almaya başladım ,bu sürecin bana katkıları neler mi oldu?Peki sıkıllmazsanız anlatacağım

Her şeyden önce şunu anladım;yaşadığımız ortamı doğduğumuz yeri seçemiyoruz.Evet Allah’ın verdiği cüzi bir irade var,elbetteki eylemlerimizden sorumluyuz.Fakat bu dünyada bizim kontrolümüzde olmayan çok şey var

Terapi sürecinde terapistimin yardımıyla ,kişilik özelliklerimi ,becerilerimi,yeteneklerimi keşfettim.Değişebileceğimi gördüm,gün geçtikçe değişiyor ve dönüşüyorum.kolay değil elbet ama insan isterse hiç bir şey zor değil.

Bu terapi süreci hayatımda çok şeyi değiştirdi,olumsuz yönlerimi düzeltiyorum,kişisel anlamda kendimi güçlendiriyorum,değişime ve ilerlemeye açık bir hale geldim.iletişim becerilerimin oldukça iyi olduğunun farkına vardım.Evet 43 yaşındayım belkide geç uyandığımı düşüneceksiniz.Fakat ben şunu düşünüyorum ya hiç uyanmasaydım. Ve diyorum ki hiçbir şey için geç değil.Yaşadığım müddetçe hala bir şansım var buna inanıyorum.Hayattan korkmuyorum artık ve aslında ben şimdi yaşamaya başladım,hem dinimi hem de dünyamı daha doğru ve  daha keyifli bir şekilde yaşıyorum.

Artık yapamadıklarım için ya da Rabbimin bana nasip etmedikleri için ah vah etmiyorum.Aksine şükrediyorum.Artık bütünü görebiliyorum.Eskisi gibi umutsuz değilim,kendimi dipsiz bir kuyudaymış gibi hissetmiyorum.Artık ışığa doğru koşuyorum. Rabbime varan yolda yürüyorum gayet dengeli ve ahenkli bir biçimde ilk defa ben bu hayatta emin adımlarla yürüdüğümü hissediyorum.

Kendimi seviyorum ve değerli olduğumun farkındayım,Rabbimin verdiği gücü keşfettim,insan o kadar muazzam bir varlık ki yıkılsa da ayağa kalkabiliyor

Ayrıca terapi sürecinde şunu da farkettim bu sorunları yaşayan yalnızca ben değilim.Ve geçmişte yaşadığım sorunlar beni daha güçlü hale getirdi ,artık şikayet etmiyorum.Yaşanılan her şeyin bir sebebi var.

Şimdi hayata dair güzel planlarım var,gelecekten umutluyum,karamsar  değilim,kim bilir Rabbim ne güzellikler hazırladı

Dünde yaşanan ne varsa,hayal kırıklığı,acılar ,hüzünler ,umutsuzluklar…. Dünle beraber gitti,şimdi yeni şeyler söylemek lazım.

Ve ben diyorum ki ,yardım almak varken bu hayat yolculuğunda daha hızlı daha emin adımlarla ilerlemek varken ,sendelemek niye zaman kaybetmek niye.Aslında insanın hayatın çeşitli aşamalarında bir yardıma bir desteğe ihtiyacı oluyor.

İnsanın kendisini dinleyen anlamaya çalışan,kendisini doğru bir şekilde yönlendirebilecek ,sorunlara doğru çözümler üretebilen insanlara , daha doğrusu işin uzmanına ihtiyacı var ihtiyacı var.

Kendim için yaptığım en büyük iyilik işin ehlinden yardım almak oldu.İnsanın ruhsal dengesi,iç dünyası düzelince dış dünyası da düzeliyor.Zira bir binanın temeli sağlam olursa,kaliteli malzemeler kullanılırsa ,o bina en şiddetli depremlere dahi dayanabilir ve yıkılmadan ayakta kalır.

GEÇMİŞTE YAŞAMAK NE BÜYÜK BİR ZULÜMDÜR HEM BEDENE HEM RUHA…

Geçmişte yaşayan insan anın güzelliklerini kaçırır,yaşadığı hayata ,güne ve ortama adapte olamaz. Dolayısıyla mutsuz ve bedbaht bir tablo çizmesi söz konusu olabilir.Bazen insan geçmişte yaşadığı ya da maruz kaldığı kötü olayları hatırlayabileceği gibi,ah o eski günler şeklinde geçmişteki mutlu anlarına da takılıp kalabilir.Oysa ki belkide bulunduğu şu anda mutlu olmak  için çok sebebi vardır da farkında değildir.

Peki insan neden geçmişte yaşar ve sürekli geçmiş yıllarda dolanır zihni,bedeni şu andadır buradadır.Ama zihni ,beyni geçmişte gezinmektedir,adeta ruhsuz bir beden gibi.

Mesela diyelim ki insan geçmişte çok büyük bir günah işlemiş olabilir ve yıllardır pişmanlık denizinde yüzüyordur. Pişman olmak ,kendine öz eleştiride bulunmak ben nerede hata yaptım deyip geçmişten ders almak ve bir daha aynı hataya aynı günaha düşmemektir doğru olan.Kişi orada ben şu kararları aldığım için ve şu düşünce ve davranışlara sahip olduğum için bu hatayı yaptım  bir daha benzer bir olayla karşılaştığım zaman aynı hataya düşmem diyebiliyorsa yola güven içinde ve daha emin adımlarla devam edebilir.Aksi takdirde sürekli yaşadığı pişmanlığın ,günahın üstünde durursa tekrar tekrar aynı hatalara düşmesi büyük bir olasılıktır.

Oysaki burada yapılacak şey kişinin yaptığı şeyin kötü olduğunun farkına varması,pişman olması tövbe etmesi ve tövbesinin gereğini yapmasıdır.İnsan Tövbe ettikten sonra yapması gereken ALLAH’ın kendisi için açtığı tertemiz sayfayı hiç geçmişe takılmadan güzelliklerle doldurmaktır.

Her kim de işlediği zulmünün arkasından tövbe edip durumunu düzeltirse kuşkusuz, Allah onun tövbesini kabul eder. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.(Maide suresi 39)

ALLAH Nasuh yani sağlam bir tövbeyle karşısına gelen af dileyen kulunu affettikten sonra,kulun dahi kendisine bu işkenceyi yapması kendisini perişan etmesi nedendir,buna anlam veremiyorum .

Tabii ki şeytan da boş durmuyor zihne vesvese veriyor bak sen çok günahkarsın ALLAH seni mi affedecek diye.Bunlara kapılmamak gerekiyor bunlar boş kuruntulardır.

Bazen  insan şöyle bir durumdan dolayı da geçmişe takılabiliyor,ya işte çok çabaladım insanlar bana hep çelme taktı bu iş için çok uğraştım ama olmadı.Bu durum gerçekten doğru olabilir,belki de hayırlı olmadığı için ALLAH nasip etmemiştir olamaz mı?Pekala olabilir,zira hayrı ve şerri ancak ALLAH bilir.O yüzden bugün ne yapabileceğimize bakmalıyız,farklı seçenekleri araştırmalıyız.

Bazen de gerçekten geçmişte çokça başarısız olmuş olabiliriz,iş hayatında olmayacak hatalar yapmış olabiliriz.iflas dahi etmiş olabiliriz.Bu hiçbir zaman için başaramayacağımız anlamına gelmiyor.Burada önemli olan yıkılmamak geçmişteki hatalarımızdan ders alıp,neyi yanlış yaptığımızı,bizi o işte başarısızlığa iten sebeplerin neler olduğunu keşfetmektir.Madem ki hatayı yapan biziz düzeltecek olanda biziz.Hala hayattaysak her zaman bir şansımız vardır.Hatalar daha iyiye daha doğruya ulaşmak için vardır.

Geçmişe takılıp kalmak kişinin hayatını tükettiği gibi evliliğini de tüketiyor ne yazık ki. Erkeklerde bunu yapıyordur elbet ama çoğunlukla evliliğin ilk yıllarına özellikle de düğün hadisesine dönmek kadınlarda var.Çünkü kadınlarda şöyle bir algı var bir kez evleneceğim ya da ilk kez evleniyorum her şey istediğim gibi olsun,kusursuz olsun,hiçbir şeyim eksik kalmasın hiç sorun yaşamayayım.Ne yazık ki bu ilk aşamalarda çoğunlukla da sorun yaşanır,kişi her şeyin tam ve kusursuz olmasını beklerken evleneceği kimsenin ve ailesinin durumunu düşünemez.Ya da farklı sebeplerden sorunlar yaşanabilir.Çünkü ailelerin yapısı farklıdır ve belki birbirlerini çok iyi tanımıyorlardır vb. sebeplerden dolayı bir takım olaylar yaşanmış olabilir.

Diyelim ki bu evli çiftimiz 8 senelik evli olsun,ve bu çiftin arasında bir sorun yaşansın sorun tamamıyla farklı bir durumdan kaynaklansa bile sakinleşip bu sorunu çözmek yerine evin hanımefendisi hemen eşinin ailesinin yaptığı hataları ya da madden yapmadıkları ya da yapamadıklarının listesini çıkartır.Ve ortam iyice gerilir.Ve bazen karşı taraf ta hakaretler savurur bazen de sineye çeker.Ve hep suçlayıcı tavırlar içerisine girer Ama olayların kesinlikle bugünle ilgisi yoktur ve hiçbir şekilde kendi hatalarını görme eğiliminde olmaz ,aksi gibi karşı tarafa da hatalarını söyleyemez.Böyle bir insanın sahip olduklarının kıymetini bilmesi beklenemez,eşinin çocuklarının ,sağlığının  evliliğinin,kendisinin….Böyle bir durumda o anda ki sorunun çözümünü beklemek anlamsız olur.(Aslında benzeri bir olay etrafımda yaşandığı için bir bayanı örnek verdim)

İnsan geçmişe farklı farklı sebeplerden dolayı da takılabilir,sebeplerin önemi yok aslında.Önemli olan bugünde şu anda yaşıyor olduğumuzun idrakinde olmak  geçmişten gereken dersleri alıp bir hoşçakal demek ,bugün yapabileceklerimize odaklanmak ve bulunduğumuz anın keyfini çıkarmak ve bir insan olarak aynı zamanda bir kul olarak da olabileceğimizin en iyisi olmak.

Hayat her dem çok güzel acısıyla tatlısıyla ,bırakalım mutsuz olmak için sebepler aramayı,geçmişe yolculuk yapmayı.Önümüze bakalım sevgi dolu kocaman bir yürekle daha iyi bir insan ve dolayısıyla daha iyi bir kul olma yolculuğunda ilerleyelim sağlam ve emin adımlarla,içimizdeki manevi güzellikleri ve değerleri yaşayalım ve yaşatalım.Bakarsınız yaşadığımız tecrübeler başka kardeşlerimize nice faydalar sağlar.

ŞÜKÜR BÜYÜK BİR NİMETTİR

Bazen taşıdığımız yükler çok ağır gelir belimiz kamburlaşır,ruhumuz kararır.sanki bu dünyada en ağır sınanan bir biziz de başkaları gününü gün ediyor gibi düşünürüz.Kendi içimize kapanır ve kendi düşünce dünyamızda boğuluruz.Oysa biraz da etrafımıza baksak Şükredecek çok şeyimiz var öyle değil mi?

Peygamber Efendimiz(S.A.V) şöyle demiştir’’«Herhangi biriniz, yaratılış güzelliği ve mal varlığı açısından kendinden üstün olan kimseleri gördüğünde; hemen bu hususta kendinden aşağı olanlara baksın.»Bu hadisi şerifi hayatımıza uygulayarak kendi koşullarımız içinde mutlu olmayı öğrenebiliriz. Mesela başkasının sahip olduğu mal çokluğu,evlatlar…bunlar bizim irademiz dışında karşı tarafa Allahın bahşettikleridir. Zira Allah kimimizi mal çokluğuyla ya da azlığıyla kimimizi evlat sahibi olamamakla ya da onların acısıyla ve türlü şekillerde sınar .Bizim olmayana takılıp kalmak içten içe bizi kemirir yok eder,enerjimizi bir şey üretmek yerine belkide hiç sahip olamayacaklarımıza yönelterek mutsuzluk denizinde boğuluruz.Bu durumlar bazen kıskançlığa sebebiyet verir,onda var bende niye yok,ya da daha da kötüsü haset meydana gelebilir,onda olmasın o hakketmiyor bende olsun düşüncesi zihnimize yerleşebilir.Böylelikle zihnimiz ve kalbimiz kararır ve elimizdeki nimetlerin kıymetini bilemez hale geliriz.

Yine şu hadisi şerif bu durumun vehametini açıkça anlatmaktadır:’’Hasetten sakınınız! Ateş odunu yakıp yok ettiği gibi, haset de hasenatı yok eder’’

Oysaki sabah uyanabiliyorsak ,derin bir nefes çekiyorsak ciğerierimize,akıl beden ruh sağlığımız yerindeyse şükredecek çok şeyimiz var demektir.Bu şu anlama gelir yeni doğan gün bize Allah tarafından hediye edilmiştir ve hala birşeyler yapabiliriz üretebiliriz,kendimizi geliştirebilir ve hatalarımızı telafi edebiliriz.

Diyelim ki gerçekten de çok büyük sorunlarımız oldu,sanki duvarlar üstümüze üstümüze geliyor,O an o sorunlarla boğuşurken sanki bir tek biz bunları yaşıyormuşuz gibi geliyor.Oysa ki diğer insanlarla samimiyet kurup karşılıklı olarak dertlerimizi paylaştığımızda görüyoruz ki onlarda aynı sorunları ve hatta daha da beterini yaşamışlar.Böyle olunca bir rahatlama yaşıyor insan isyan boyutundan çıkıyor yaşadıklarının bir tek kendisine özgü olmadığını anlıyor ve o sorunuyla baş edebilmiş bende bunu yapabilirim sorunlarımı çözebilirim düşüncesini geliştiriyor.

Allah hiç kimseye gücünün üstünde yük yüklemiyor.Her ne sorun yaşıyorsak biz zaten bunlarla baş edebilecek güce ve donanıma sahibiz.

Bazen bizler  bir sorunla karşılaşınca hemen isyan bayrağını çekiyor,dikkatimizi hemen yaşadığımız sıkıntılara yöneltiyoruz da sahip olduğumuz güzellikleri nimetleri unutuyoruz, şükürsüzleşiyoruz, zihnimizi olumsuza proğramladığımız için çoğu zaman sorunun çözümü gözümüzün önünde dahi olsa göremiyoruz.

Bazen de öyle anlar olur ki o sorunları çözmeye gerçekten de kudretimiz yetmez.Bana göre bura da Allah bizi,bizim ona olan kulluğumuzu bekliyor.Gerçekten de acizliğimizi kabul edip,kudreti sonsuz olan ve gücü herşeye yeten Allaha dua ettiğimiz zaman rahatlamıyor muyuz,ben kendi adıma çok rahatlıyorum.Çünkü biliyorum ki Rabbim hüzünlü kalplerde bulunur ve herşeyin çözümü ancak ondan gelir ve onun gücü her şeye yeter.

Ayrıca ne mutlu bana ki Rabbim beni unutmamış seviyor ki bana dert verdi ve hala onun adını anabiliyorum ,ondan isteyebiliyorum.Ya Allah her şeyi bu dünyada bahşetseydi,bu dünyanın zevki sefasına daldırsaydı ve kendisini anmama izin vermeseydi ,beni sevmeseydi ne yapardım diye düşünürüm kendi adıma.Teslimiyet hele ki aciz olduğunu muhtaç olduğunu bilmek insanı rahatlatıyor.Çünkü bu dünyayı ve bizde dahil olmak üzere içindekileri yaratan Allah’tır,bazı koşullar ve bazı olaylar bizim haricimizde gelişir.

Sahip olduğumuz şeylerin kıymetini bilip şükretmek bizi rahatlatır,unutmayalım ki bir gün beğenmediğimiz bize verilen nimetler bir de bakarız ki bizi beğenmezler ve  ellerimizden uçup giderler.Çünkü Allah kulunu verdiği nimetler için kendisine şükürle de sınar.

Sadece Allah’ın verdiği nimetlere mi şükretmek lazım aynı zamanda vermediklerine de şükretmek gerekir.Neden mi?Çünkü hayrı şerri ancak Allah bilir. Çok istediğimiz,ısrarla elde etmek istediğimiz şeyler(iş,mevki makam,mal mülk..bazen bu illaki birisiye evlenme isteği de olabilir)bizim için hayırlı olmayabilir.

FARKINDALIKLAR VE BİZE KAZANDIRDIKLARI

Düşünün  , hayatınız hep belirli bir rutinde devam ediyor, belirli bir sistem içinde yaşamaya alışmışsınız ve sorgulamıyorsunuz. size öğretilenler doğru geliyor ,zira alışılmış yaşantılar kimine göre çok güvenlidir, bir şeyleri değiştirmek ise cesaret ister ve de oldukça zor ve sancılı gelebilir bu süreç.

Bu şekilde kendinizce güven içinde yaşıyorsunuz, sıcak ortamdasınız soğuğu hissetmiyorsunuz.

Fakat aslında kim olduğunuza dair, ne yapmak istediğinize dair hiçbir fikriniz yok. Gerek aileniz gerek çevreniz sizi belirli bir sistem içinde ve kendi doğrularını dayatarak yaşamaya itmiştir. Belirli bir sistem ve düzen içerisinde  yaşamak iyidir, insan kendisini bir bütünün parçası gibi hisseder ve kendince yalnız değildir.

Önemli olan gerçekten de doğru diye bildikleriniz  sizin açınızdan  doğru mu yaşadığınız hayatı bir kerecik olsun cesaret edip sorguladınız  mı ve hayatınızı bilinçli bir şekilde yaşadınız mı ,peki seçimlerinizi neye göre yaptınız ,bu zamana kadar yaşadığınız bu hayatta içsel bir bütünlük sağlayabildiniz mi….bunları düşünmek gerekir, bence.

Bunları sormak gerektiğini düşünüyorum, çünkü bazen gerçekten de o kalabalıkların arasında yalnızızdır ,kendimiz olarak hiç var olamamış ,bulunduğumuz ortama sadece adapte olmuşuz dur. Ama bir türlü huzurlu hissedemiyoruz, çalışıyoruz ama yaptığımız ya da bulunduğumuz yer ,ortam bizi mutlu etmiyor. Düşünüyorum da böyle bir hayat ne kadar anlamlı ve ne kadar doyurucu olabilir ki.

İnsanın hayatı dışarıdan ne kadar normal görünse de aslında bir gaflet uykusunda olabilir. Uykudan uyanması ise belki etrafındaki insanlar çekildiğinde, bel ki kötü ya da beklenmedik olaylar yaşandığında ve farklı  sebeplerlen   dolayı  da olabilir. Ve ancak insan o zaman hayatını sorgulamaya başlar.  Ben kimim gerçekten böyle bir insan mıyım, nasıl bir insan olmak istiyorum, beğendiğim ve beğenmediğim yönlerim neler, ne yapmak istiyorum ve neler yaptım şeklinde sorular sorabilir. Ya da mutsuzsa her şeyim var ama hala mutsuzum ruhen neden bu kadar huzursuzum gibi sorularla hayatında farkındalık oluşturmaya başlar.

Bu süreç gerçekten de çok sancılı, çünkü gerçeklerle yüzleşmek ve ortaya çıkan tabloyu kabullenmek ilk etapta çok zor oluyor, İnsanın kendisini  aynada tüm netliğiyle görmesi gibi bir şey bu. Tamam bu süreç oldukça zor gelebilir, çok emek harcamak gerekebilir ,Fakat meyveleri de bir o kadar güzel ve lezzetli olacaktır.

Evet insan ancak farkındalık yaşayarak değişip gelişebilir ve dönüşebilir. Böylelikle kişi kendisini hem insan hem de kul olarak daha iyiye, daha ileriye taşıyabilir. Çünkü insan ancak bu şekilde olumsuz özelliklerini olumluya çevirebilir, olumlu özelliklerini pekiştirebilir, hatta eksik bulduğu yönlerini de tamamlayabilir.

Bazen insan yaşıyordur fakat gün gelir, gerçek manada yaşamadığını fark eder ,dünyevi ya da dini anlamda ya da her ikisi bakımından da gaflette olabilir. Şöyle ki; kişi bir şekilde yaşayıp gidiyordur, geçimini sağlayacak bir işi de olabilir. Bir gün çeşitli vesilelerle uyanır ve şunu fark eder, aslında ben çok değerli niteliklere sahibim fakat bunların farkında değilmişim ve bunları hiç kullanamamışım. Aslında beni başka şeyler mutlu ederdi vb .düşünebilir. Kişiye bu farkındalık bir müddet acı verir. Hazmetmesi ve sindirmesi zor olur.. çünkü kaçırdığı fırsatlar ve geçen kaybolan yılları gelir aklına. Fakat bir müddet sonra sakinleşir ve bugün olabileceğimin en iyisini olabilmek için neler yapabilirim ve  özelliklerimi nasıl daha iyi kullanabilirim diye düşünmeye başlar

Bu süreçleri yaşayan biri olarak şunu söyleyebilirim, geç diye bir kavram yoktur, bu hayatta bazı şeyler olması gerektiği için olmuş ya da olmaması gerektiği için olmamıştır. Çünkü geçmişi ve kat ettiğim aşamaları ve bulunduğum noktayı olduğum şeyi gözden geçirince anladım ki olmayanda da vardır bir hayır. Zaten hayrı şerri sadece ALLAH bilir.

Farkındalık oluşmaya başladığı ilk dönemlerde sancılı süreçleri atlattıktan sonra, sahip olduğum özelliklerin, nasıl bir insan olduğumun dahası nasıl bir insan olmak istediğimin farkına vardım.

Bu sürecin olumlu etkileri hala devam ediyor, olumsuz yönlerimi olumluya çeviriyorum, yüzleşiyorum ve değişip gelişiyorum. Hayat yolculuğum böylelikle daha değerli ve daha anlamlı bir hal aldı. Kendi içime doğru bir yolculuk yaptım, dışsal becerilerimi keşfettim ve geliştirdim.

Farkındalık yolculuğuma anlam arayışım sebep oldu, ve güzel neticelere ulaştım. Tabii ki bu yolculuk tek başına olmadı, bu yolculuğa vesile olan insanlardan ALLAH razı olsun, onlara teşekkürü bir borç bilirim.

Evet şimdilerde daha kucaklayıcı ,yani farklılıkların da bir zenginlik olduğunu kabul eden, amaçları olan ve bu doğrultuda hayatına yön veren, kendini iyi tanıyan, çabalayan, pes etmeyen, ne yapabileceğine odaklanan, hatalarını kabullenen ve düzeltmenin yollarını arayan bir insan olarak bu yaşam yolculuğunda daha anlamı bir şekilde yürümekteyim Elhamdülillah.

NEDEN BU KADAR KARAMSARIZ

İstediğimiz şeyler olmadığında ,hemen isyan ediyoruz. Çok çabaladım olmadı ,o kadar yere başvurdum olmadı,  çok çalışmama rağmen başaramadım. Bu hususta bir örnek vermek istiyorum, ben ikinci üniversite olarak açık öğretimde ilahiyat okuyorum. Sınavım vardı otobüsten bir bayanla birlikte indim. Beraber yürümeye başladık ,hemen şikayet etmeye başladı buraya gelmek için üç araç değiştirdim çok uzak, evet ama dedim sınava gireceğin okula yakın yerde indin. Sonra dedi ki sınavları gittikçe zorlaştırıyorlar dipten köşeden soruyorlar ,Farz etki kaldın dedim seneye derslerini verirsin önemli olan pes etmemek. Sonra bir sebeple bu benim ikinci üniversitem dedim, Allah aşkına dedi neden okuyorsun daha, olur mu dedim öyle şey, bir çıkış yolu arıyorum. Sonra o kadar yere başvurdum cevap gelmedi , demek ki bu senin için hayırlı olmayabilir bir de böyle düşün. Kaç  yaşındasın ALLAH aşkına neden bu kadar karamsarsın dedim 25 yaşındayım dedi.(şu an tebessüm ediyorum 25 yaş ona göre oldukça ileri bir yaştı anlaşılan ).Bak dedim ben 43 yaşındayım ve hala çabalıyorum. Senin yaşında olsaydım bir üniversite daha okurdum .Ayrıca karamsar davrandığın için belki de önündeki fırsatları göremiyorsun bir nevi uykuda gibisin dedim.

Bahsettiğim bu kardeşimiz daha farklı düşünebilseydi, yani üç araç değiştirerek geldim çok uzak diye düşüneceğine, üç araç değiştirecek imkanım ve sağlığım var, Ayrıca akıl sağlığımda yerinde bir şeyler için çabalayabiliyorum, bu hayata dair hayallerim var şeklinde düşünseydi bu kadar huzursuz olmayacaktı. Gerçekten de akıl beden ve ruh sağlığı çok büyük nimetler.Bizler çoğunlukla ALLAH’ın verdiği nimetlerin farkına varıp şükrünü eda etmezken ,istediğimiz herşey hemen olsun istiyoruz. İstediğimiz şeyler olursa ne ala ,ama olmazsa hemen isyan bayrağını çekiyor ve umutsuzluğa kapılıyoruz.

Açıkçası hiç kimse kendisine objektif olarak bakmak istemez ,bazen başarısızlıklarımızın sebebi biziz, başarısız olmakta dünyanın sonu değil ayrıca ,böylelikle her başarısız denemede neyi yapıp, neyi yapmamamız gerektiğini öğreniriz. Bence bu bir kazanımdır

Bazen de gerçekten çok çabalarız istediğimiz iş olmaz ,ya da hemen işe giremeyiz. Hemen umutsuzluğa kapılıp içimize kapanıp ,kalbimizi karartmak  yerine, şöyle düşünsek daha iyi değil mi; hayrı şerri ancak ALLAH bilir, elbette bunda da vardır bir hayır .Nitekim böyle düşündüğümüzde kalben ,ruhen daha rahat olur ve sakinleşiriz. Sakinleştiğimiz için farklı seçeneklere de odaklanabiliriz. Ve çoğunlukla ilerleyen yıllarda istediğimiz işin ya da başka bir şeyin olmamasının daha hayırlı olduğunu görürüz.

Başımıza kötü bir şey gelebilir, iflas edebiliriz ,dolandırılabiliriz.Bu gibi durumlar ilk etapta insanı mutsuz eder bu durumun içinden nasıl çıkacağını bilemez ve isyan etmeye başla r,bu olaylar neden beni buldu ,başıma gelmeyen bir bu kalmıştı vb. hem içinden  hem dışından isyan etmeye başlar, mutsuzluk bütün bedeni ve ruhunu sarar ,bu durum uzun süre devam edince ışığı göremez bir çıkış yolu bulamaz. Oysa biraz sakinleşse belki ışığı görecek belki farklı bir çıkış noktası bulacak.

Doğduğumuz aileyi, akrabalarımızı seçemiyoruz, mahallemizi seçemiyoruz.Ve böylelikle çocukluğumuzdan itibaren bir dolu sorunla boğuşmaya başlıyoruz. Hayat yolculuğumuz uzun diyelim, daha karşılacağımız bir çok kötü olay ,kötü insan ,başarısızlık ,acı olaylar kayıplar, felaketler olabilir .Peki daha yolun başımıza gelen ilk sorun karşısında yıkılıp kalırsak, umutsuzluk denizinde boğulursak bu hayatta nasıl yol alacağız ,diğer sorunlarımızı nasıl çözeceğiz ,dahası nasıl mutlu  ve huzurlu bir hayat yaşayacağız ve yanı başımızdaki güzellikleri ,nasıl farkedeceğiz.

İnsan karamsar olunca, sanki içinde bulunduğu ortamdaki insanlarla arasında kalın siyah bir perde çekiliyor, bu perdeye umutsuzluk ve karamsarlık perdesi diyelim. Zira insan karamsar olunca kendisinde var olan güzelliklerin farkına varamadığı gibi ,etrafındaki güzelliklerin ve gü zel insanların da farkına varamıyor.

Al-i İmran Suresi, 142. ayet: Yoksa siz, Allah, içinizden cihad edenleri belirtip-ayırt etmeden ve sabredenleri de belirtip-ayırt etmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?

Bakara Suresi, 155. ayet: Andolsun, Biz sizi biraz korku, açlık ve bir parça mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabır gösterenleri müjdele.

Ankebut  Suresi 2.ve 3. ayet: İnsanlar, (sadece) “İman ettik” diyerek, sınanmadan bırakılacaklarını mı sandılar? Andolsun, onlardan öncekileri sınadık; Allah, gerçekten doğruları da bilmekte ve gerçekten yalancıları da bilmektedir

Allah bu ayetlerde ve daha bir çok ayette bizleri sınayacağını belirtiyor. Allah samimiyetimizi ve kulluğumuzu ölçmek istiyor. Yani başımıza gelen her şey, samimiyet sınavıdır. Çünkü şayet samimiysek Allah’ın verdiği çeşitli sınavlar karşısında sabrederiz, karamsarlığa  kapılıp ta isyankar davranmayız.

Şöyle de düşünebiliriz, Allah bütün kullarını sınıyor sadece bizi sınamıyor, çeşitli zorluk ve musibetler hepimizin başına geliyor. Madem ki bu dünya sınav dünyası ,bu sınavı başarabilmenin yolu sabırdan geçiyor. Kula düşen zaten ümit var olmaktır, derdi veren dermanı verecektir elbet ve sabrın mükafatı da güzel olacaktır İNŞALLAH.

Ayrıca Allah sevdiği kulunun sesini duymak ister , verdiği sıkıntı anında duasını duymak ister .Genelde kul sıkıntı anında Rabbine daha çok yaklaşmaz mı yana yakıla O’na dua etmez mi. Yani başımıza gelen her musibet Allaha daha da çok yaklaşmamıza vesile olduğu için bir nimettir, Ayrıca hayatımız bir vakit son bulacak dolayısıyla dertlerimiz de öyle, bu kadar düşünüp dertlenmeye ne gerek var.

Bir gün çok sıkıntısı olan bir adam Hz. Ali’nin yanına gelir: Çok derdim ,çok sıkıntım var der. Hz.Ali adama:’’ Seninle birlikte gelmeyen ve giderken de seninle birlikte olmayacak olan dert, senin bu kadar zamanını almamalı .Sabırlı ol. Yeryüzündekilere çok ümit bağlamaktansa ,yüzünü alemlerin Rabbine çevir’’

Evet bizim asıl yaradılış amacımız Allah’ı bilmek tanımak ve ona itaat etmek deği mi?Kendini bilen Allahı bilir.Öncelikle kendimizi tanıyabilmemiz için,olumlu ve olumsuz yönlerimizi keşfedebilmemiz için,bu dünyada başarılı bir şekide(başarı fiziksel manada olduğu gibi bununla beraber bu dünyada ruhen huzurlu bir şekilde yaşayabilmek ve iyi bir kul olma adına çabalamaktır)bu hayatta yol alabilmemiz için ….sanki dünya başımıza yıkılmış gibi düşünüp karamsar bir tablo izlemek yerine sakin davranıp , sorunu nasıl aşabileceğimize odaklanmak ,ne yapabilirim şeklinde  düşünmek ve Allaha tevekkül etmek daha akıllaca olur sanırım.

 

KALPTEN DİLE DÖKÜLEN İSYAN DEĞİL,GÜL KOKULU DUALAR OLSUN

 

Dua kelime olarak çağırmak, davet etmek, dilemek gibi anlamlara gelir. Terim olarak dua yaratılmış insanın bütün benliği ile Yüce Allah’a yönelerek ondan istek ve dilekte bulunması demektir.

Dua, insanın   acziyetini  bilmesidir, yani kulluğunu ilan etmesidir.

Peygamber efendimiz (S.A.V) şöyle buyurmuştur: ’’Allah’a duadan daha üstün bir şey yoktur’’(Ebu Hureyre)

‘’Dua ibadetin iliği beyni ve özüdür’’(Enes bin Malik)

İnsan dua ederken aslında kendisini yaratan kudreti sonsuz olan Allaha dayanır, gücünü ondan alır. İnsan dua ederken rahatlar çünkü bir şekilde her zaman kendisini gözeten ve dinleyen Rabbinin varlığını hisseder. Çünkü bilir ki kendisine değer verip yaratan Allah sesli ve sessiz bütün dualarını işitmektedir.

İnsan Allah’tan sadece Allahtan istemekle özgürleşir. Düşünsenize en yakınınız dahi olsa defalarca bir şey isteseniz bıkmaz mı bıkar, hatta kimisi yine mi benden bir şey isteyecek diye içinden geçirir, yüzünü ekşitir, bazen bırakın isteğinizi yerine getirmeyi derdinizi dahi dinlemek istemezler. Oysa ki Yüce Allah kapısını defalarca çalsanız yine de bıkmaz, sizi her defasında dinler ve sizin için en hayırlısını verir.

Dua edebiliyorsanız ne mutlu size demek ki, Allah sizi huzuruna davet etmiştir. Bir kitapta okuduğum bir cümle benim için çok etkileyiciydi. Allah kulunu sevmezse kul Allahı sevemez. Allah kulunu seviyor ve kulunu davet ediyor bundan daha büyük saadet mi olur. Düşünün ki sevdiğiniz bir dostunuz sizi arıyor, görüşmek istiyor sizi özlemiş siz de onun davetine icabet etmek için elinizden geleni yaparsınız değil mi? Evet cevabını duyar gibi oluyorum. Peki insan neden en sevgilinin davetine icabet etmez ,Kaldı ki o bize değer verdi yarattı, başkaları bizi unuturken biz ne yaparsak yapalım bizi unutmadı.

Allah’ın bizim duamıza ihtiyacı yok ki, bizim Ona dua etmeye ihtiyacımız var .Zira ihtiyaç sahibi olan biziz, Allah u Teala’nın hiçbir şeye ihtiyacı yoktur.

Bana göre bir müminin kardeşine vereceği en güzel hediye onun için yapacağı hayır duasıdır. Kimin duası bizi ayakta tutuyor, kimin duasıyla Allah bizi koruyor ve yolumuzu açıyor ve bütün şerlerden koruyor bilemeyiz. O yüzden ben dostlarımdan benim hakkımda hayır duası etmelerini isterim.

Bir hadisi şerifte: Peygamber efendimiz(S.A.V)şöyle buyurmuştur :’’Müslüman kişinin gıyabında kardeşine duası makbuldür. Başucunda görevli bir melek bulunur. Kardeşine her zaman bir hayırla dua ederse ona görevli melek: Amin (Allah’ım kabul etsin)sana da o kadar olsun der.’’(Ebud Derda).Gördüğümüz üzere mümin kardeşimize ettiğimiz duada dahi bizim için bir fayda var.

İnsan dua edince bir şekilde yalnızlık duygusundan kurtulur, etrafında hiç kimse olmazsa bile yalnız olmadığını, aslında Allah’ın her zaman için kendisini gördüğünü ,işittiğini, kendisinden haberdar olduğunu bilir. Dua Allah’a ibadet olduğu kadar huzura açılan bir kapıdır.

Ayrıca şu da var ki biz insan evladı olarak oldukça aceleciyiz ve bazen de karamsarlığa kapılırız. Bunu dua ederken ve duanın karşılığını beklerken de yaparız. Duamız hemen olsun isteriz, ama hayırlısını dilemeyi ve sabretmeyi beceremeyiz. Duaları kabul edip etmemek Allah’ın tasarrufundadır. Elhamdülillah ki böyle.

Bizler bazen çokça dünyaya dalarız ve dualarımızın hayırlı olup olmadığını düşünemeyiz, istediğimiz her şey bize gayet normal gelir. Oysa ki hayrı şerri bilen sadece Allahtır.  Bazen Allah dualarımızı hayırlı olmadığı için kabul etmeyebilir. Bazen de daha iyisini nasip edeceği için kabul etmez bazen de  duamızın kabulünü ahirete saklar. Bazen de Allah istediğimiz duaların karşılığı kadar kötülüğü üzerimizden kaldırır.

Duanın hem psikolojik hem de fizyolojik etkileri de vardır. Doktorların hiç iyileşmez dedikleri hatta sayılı günün kaldı şu kadar ömrün var dedikleri bazı hastalar şaşırtıcı şekilde iyileşebilmektedir. Eğer ki kişi ümit var bir yapıya sahipse iyileşeceğine ve şifa bulacağına inanarak Allaha dua ediyorsa moral ve motivasyonu yükseldiği için hızlı bir şekilde iyileşme gösterebiliyor.

Eğer Allah istemezse Onu anmamız ve Ona dua etmemiz mümkün değil. Dua bizim Allah’ı davet etmemiz, çağırmamızdır diyoruz bir nevi, aslında ilk etapta Allah bizim sesimizi, yakarışımızı  işitmek istemiştir ve dua etmemizi nasip etmiştir. Böylelikle bizi huzuruna çağırmıştır. Allah biz kullarına değer verdiği için böylesi büyük bir ikramda bulunmuştur. Üstelik her zaman her yerde Allaha dua edebiliriz.

Allah her şeyi kendisinden dilememizi istiyor. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: “Sizden herkes, ihtiyaçlarının tamamını rabbinden istesin, hatta, kopan ayakkabı bağına varıncaya kadar”.

Allah kalbimizi ,dilimizi duasız bırakmasın.

Edeceğim dua peygamber efendimizin bütün ümmetine hediyem olsun.

EY kendi güzel, ismi güzel, bütün güzellikleri yaratan RABBİM, ruhumuza kalbimize bedenimize şifa ver, bizi içinde bulunduğumuz karanlıklardan aydınlığa çıkar. Bizler gafletteyiz, derin uykulardayız, bu durumlarda Sen bizi kurtar her şeye gücü yeten ALLAHIM Hz. Yusuf’u kurtardığın gibi içinde bulunduğumuz dipsiz kuyudan ancak SEN bizi kurtarırsın.

Zorluklarımızı kolaylaştır, bizi zorluklarla sınama

SEN bizi ne için yarattınsa onun üzerine yaşat. Bizi sevdiğin kullardan eyle sevdiklerine sevdir. Bizden razı ol ve bizi verdiğine de vermediğine de razı olanlardan eyle. Günahlarımızdan bizi tertemiz eyle ve bize afiyet ver. Bizi hidayetine erdir ve hidayetinde daim kıl. Kalbimize, bedenimize, ruhumuza her bir hücremize nur ver. Nice kardeşlerimizin dile gelmeyen ama Senin bildiğin nice yaraları ve dertleri vardır. Yaralarını Sen sar , dertlerine derman ver.

Borçlu kardeşlerimizin  borçlarını  ödemelerini nasip eyle, cümlemizin rızkını helalinden arttır.

Çocuğu olmayanlara hayırlı evlatlar ,eş isteyenlere hayırlı iman ehli eş nasip eyle. Bizi Senden başkasına muhtaç etme, kötülüğümüzü isteyenlere fırsat verme ,onlara da hidayet nasip eyle. işlerimizde ,okulumuzda başarılı  olmamızı nasip eyle.

Hayatımızın  her anında basiretli davranıp ,doğru kararlar vermemizi nasip eyle. Bizi nefsimize ,şeytanin vesveselerine ve yarattığın her şeyin şerrine karşı muzaffer kil.

RABBIM Senden her iki cihanda iyilik isteriz.

AMIN ECMAIN

“FATMA NUR” İSİMLİ YAZAR TARAFINDAN KALEME ALINARAK SİTEMİZE DAHİL EDİLMİŞTİR.

Share This: